Hüsnü Yıldız Ölüm Orucu Direnişini Bitirdi
Pazar, 14 Ağustos 2011 14:56


Her şey bizim denetimimiz dahilinde oluyordu. Ali’nin yoldaşları kendi elleriyle toprağı kazıp, kendi elleriyle kemikleri topladılar... Çıkan 15 mezardan benim kardeşim çıkmamış olsa bile onların hepsi benim kardeşimdir, onları kardeşim olarak kabul ediyorum. (Hüsnü Yıldız)

Dersim Çemişgezek’teki toplu mezarlarda olan kardeşinin cenazesini almak için 10 Haziran tarihinde süresiz açlık grevine başlamıştı. Süresiz açlık grevinin 45. Gününden itibaren eylemini Ölüm Orucuna dönüştüren Hüsnü Yıldız, direnişinin 62. gününde Malatya Özel Yetkili Savcısı avukatı Taylan Tanay’ı arayarak 12 Ağustos Cuma günü için mezarların açılımı için kazı çalışmalarının başlayacağını söylemişti. Ve 12 Ağustos tarihinde Çemişgezek’de bulunan toplu mezarların açılımı için kazı çalışmaları başladı. Cuma ve cumartesi günü süren kazı çalışmaları sonucu toplam 15 tane cenazeye ulaşıldı. Alınan cenazeler İstanbul Adli Tıpa gönderildi.

14 Ağustos Pazar günü saat 11.00’da Direniş çadırı önünde bir basın toplantısı düzenlendi. Yapılan basın toplantısına ÇHD İstanbul Şube başkanı Av. Taylan Tanay, ÇHD Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı, TAYAD Başkanı Av. Behiç Aşçı, Adli Tıp ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ümit Biçer ve ölüm orucu direnişçisi Hüsnü Yıldız konuşmacılar olarak katıldılar.

İlk başta söz alan Av. Taylan Tanay şunlara değindi; “Yaklaşık üç ay önce başlattığımız süreci bu gün mutlu bir sonla sonuçlandırıyoruz. 10 Ağustos tarihinde Malatya Savlığı verdiği karar ile 12 - 13 Ağustos tarihinde Dersim Çemişgezek’te kazılar yapıldı. Birçok açıdan Türkiye’de bir ilki ifade ediyor. Tarihsel bir olay. Şu anda İHD tarından tespit edilen yüzü aşkın toplu mezar ve bu mezarlarda yatan iki bini aşkın insan var. Daha önce Mutki’de toplu mezar açma girişimleri oldu. Ve hekimlerin hukukçuların İHD derneklerinin eleştirilerine konu oldu. Hiçbir ahlaki ve vicdani değeri taşımayan, aynı zamanda da adli soruşturmanın gereklilerini ihlal eden bir şekle sahipti. Dersim Çemişgezek’te yapılan kazılar bu açıdan tarihsel bir öneme sahip. Kazı toplam iki gün sürdü. İki cumhuriyet savcısı katıldı. Bilirkişi hekim adli tıp uzmanı birliği TTB uzmanı, üç olay yeri uzmanı, dört adli tıp hekimi çalıştı. İHD örgütleri izlediler. İnsan hakları komisyon üyesi katıldı. Oldukça önemli tarihsel bir süreçti. Aynı zamanda bir başlangıçtı. Bu hikâyenin zaferle bitmesi de çok önemli. Üç aylık bu süreçte hukuksal olarak çaresiz kaldığımızı açıkça belirtebilirim. Malatya Özel Yetkili Başsavcılığı başta olmak üzere Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı ile yapılan başvurular tamamen ret edildi. Verilen kararlar Diyarbakır özel yetkili ağır ceza mahkemesi tarafından onaylandı. AHİM başvurular yapıldı. Ve sonuç alınamadı. Şunu açıkça söyleyebilirim ki bu bir hukuk başarısı değildir. Bu iyi dilekçe yazmak, iyi müzakere yapma başarısı değildir, bu bir avukat başarısı değildir. Tabi bu sürece katılan insanlar sadece bu basın açıklamasında bulunan insanlardan oluşmuyor. Başta Hüsnü Yıldız olmak üzere toplumsal, siyasal ve sendikal muhalefetin ortak başarısı olarak değerlendirmek gerekir. 66 günlük direniş bunu kazandırmıştır. Toplu mezarların açılması sadece bir hukuksal mücadele değil, siyasal bir mücadeledir. Bunun kazanılabileceğini Hüsnü Yıldız bize öğretmiştir. Umarın bundan sonra tüm toplu mezarlar açılır.”

Av. Taylan Tanay’dan sonra söz alan TAYAD başkanı Av. Behiç Aşçı da şunları söyledi; “Toplu mezarlar bu ülkenin öncelikli sorunlardan bir tanesi. Seçimlerden önce ‘toplu mezarları açtıracağız, cenazeleri o kuyulardan kurtaracağız’ şovları yapılmıştı. Çemişgezek’teki yapılan kazılar sırasında bunların ne kadar hayati bir mesele olduğunu tekrardan gördük. Bu alanda neredeyse her kazmanın vurulduğu yerde bir cenaze çıkıyor. Toplu mezarlar bu ülkenin bir sorunu ve bu sorunu da ancak biz çözebiliriz. Bence bu sürecin bizim açımızdan en önemli olan noktası da bu. Bize öğrettiği ilk ve temel gerçek bu. Halkı katledenler işkenceler yapanlar, katliamlar yapanlar bu sorunu çözmeyecek. Bu da çok açık olarak ortaya çıktı. AKP iktidarı seçimlerden önce ‘toplu mezarları açıcağız’ şovları yaptı, seçimlerden sonra mezarları açmayı durdurdu ve şimdide özel timleri göndermeyi planlıyor. Tekrar göreve çağırıyor. Zaten toplu mezarları yaratan özel timlerdir. Ve bunu yapan bir partinin toplu mezarları çözeceğini düşünmek mantıklı değil. Mezarlarımızı biz açtırdık bunu da çok rahat ve gururla söyleyebilirim. Direniş kazanmıştır. Hüsnü abi ve bizler mezarları açtıracağımızı söyledik ve tek bir kemiği bile o kuyulardan alacağımızı dile getirdik. Ve bunu çok rahat söyleyebilirim ki dediğimizi yaptık. Belki bunun bir bedeli oldu. Belki bunun bedeli ortaya konulan bir yaşam bir hayat oldu. 66 gün süren bir Ölüm Orucu direnişi oldu. Ama sonucunu da kazandık. Aynı zamanda mezarın açılış yöntemi de bir örnek oluşturmaktadır. Mezarımız kepçe ve dozerle değil uzmanların denetim ve gözetimi altında açılmıştır. Bize bu süreçte öğretilende kimsenin bize hakkımızın vermeyeceğini bizim hakkımızı bedel ödeyerek ve örgütlenerek alacağız.”

Aşçıdan sonra söz alan Av. Selçuk Kozağaçlı da; “Dün ve ondan önceki gün bir araya gelme olayı vardı. ÇHD’nin İzmir, İstanbul ve Ankara şubeleri de başından sonuna kadar süreci denetledi. Diyarbakır Baro başkanları katıldı, iki milletvekilimiz hazır bulundular. Birçok kurum temsilcisi, KESK üyeleri ve birçok sendikadan temsilciler buradaydılar ve gerçek bir dayanışma süreç boyunca gösterildi. Toplu mezar demek bir ağız alışkanlığı ama birçok anlamda dün kazdığız yerler toplu mezarlar değildi. Bir kere teorik olarak altında ölüler yoktu. Kaybedilmiş, faili meçhule kurban edilmiş toplu mezarlara gömülmüş insanlar nüfus kayıtlarına göre sağdır. Onlar aslında dün öldüler. Onları gizlice gömüldükleri yerden çıkarttık ve kimliklerini tespit etmek için en önemli adımı attık. Hepsinin nüfus kayıtlarına bir yazı yazılacak ve öldükleri tespit edilmiş olacak. Toplu mezarlarda yatan binlerce insan hala nüfus kayıtlarında sağ gözüküyorlar. Çünkü isimleri tespit edilmedi, ailelerine haber verilmedi onlar resmi olarak aramızda yaşıyorlar. Bu bir borçtur. Katledildikten sonra bizden uzakta, ailelerinden uzakta, sevdiklerinden uzakta gözlerden uzakta çukurlara atılıp üzerleri örtülmüş bu insanların öldüklerini öldürüldüklerini, katledişlerini gösterebilmenin yolu ilk önce ölülerine ulaşmaktır. Bundan sonraki mücadelemiz diğer bütün toplu mezarların aynı hassasiyetle açılması olacaktır. Bir kuşağın buna ömrü yetmeyebilir. O kadar çok insan katlettiler ki, o kadar çok insan toplu mezarlara gömüldü ki bir kuşağın ömrü yetmeyebilir. Bu mücadele geleneği devredilerek devam etmelidir. Sahipsiz ailelerine ve yakınlarına teslim edilmemiş tek bir ölü kalmayıncaya kadar bu kavga sürecektir. Bizler açıkça son bir ölü çıkartılıncaya kadar mücadelemizi devam ettireceğimizi ilan ediyoruz.”

Kozağaçlı’dan sonra sözü Adli Tıp Ana Bilim Dalı Uzmanı Prof. Dr. Ümit Biçer aldı. Biçer konuşmasında; “Bizler TTB, Adli Tıp Uzmanı Derneği, birlikte çalıştığımız insan hakları derneği ile birlikte Türkiye açısından çok önemli bir sorun olan toplu mezarlar konusunda devletin bir adım atması gerektiğini defalarca belirttik. Hüsnü Yıldız kendi sorunu olmadığını ve Türkiye’de bulunan bütün toplu mezarların açılması için bir örnektir. Bizler hekimler olarak bu sürecin takipçisi olacağız. Ve gerçek iyileştirir.” dedi.

Son olarak sözü alan Ölüm Orucu direnişçisi Hüsnü Yıldız ise şunları söyledi; “Yaklaşık altı ay önce kardeşimin Dersim Çemişgezek’te toplu mezarda olduğunu basından öğrendim. 17 PKK ve 2 DHKP/C gerillaların olduğunu ve bunların arasında kardeşimin olduğunu öğrendim. Bundan sonra hukuki bir süreç başlattım. Savcılıklara gereken başvuruları avukatlarımız yaptılar. Aradan epey bir süre geçti hukuki olarak hiçbir sonuç alamadık. 14 yıl boyunca insani olarak kendi çocuğunu arayan bir anne vardı, kendi kardeşini arayan ablaları vardı, ailesi vardı. Haber alamıyorduk ve 14 yıl sonra kardeşimizin toplu mezarda olduğunu öğrendik ve biz bunu talep ediyoruz. En insani, haklı ve meşru olan bir süreç başlattık. Fakat bu süreç devlet katında bir karşılık görmedi. Ve ben de kardeşimi gerçekten seviyorsam onu oradan bir şekilde almam gerekiyordu. 10 Haziran 2011 tarihinde süresiz açlık grevine başladım. Ve Dersim meydanında çadırımı kurdum. Başta TAYAD’lı Aileler olmak üzere Dersim halkı bana sonuna kadar destek oldu. Yurtiçi ve yurtdışından destek telefon ve mektupları aldım, bunlar bana çok büyük bir moral kaynağı oldular. Açlık grevimin 45. gününden sonra eylemimi Ölüm Orucuna dönüştürdüm. Ben kendi kardeşimin ölüsünü, kemiklerini alabilmek için kendi bedenimi ölüme, açlığa yatırdım. Toplu mezarların açılması sırasında avukatlarımızın yapma dediği yapılmıyor, adli tıp uzmanın dokunma dediğine dokunulmuyordu. Her şey bizim denetimimiz dahilinde oluyordu. Ali’nin yoldaşları kendi elleriyle toprağı kazıp, kendi elleriyle kemikleri topladılar. Ve toplu mezarların usulüne göre açılışı konusunda başarılı olduğumuzu düşünüyorum, tekrardan bize destek veren herkese sonsuz kez teşekkür ediyorum. Çıkan 15 mezardan benim kardeşim çıkmamış olsa bile onların hepsi benim kardeşimdir, onları kardeşim olarak kabul ediyorum. Sürecin takipçisi olacağıma dair söz veriyorum ve amacımıza ulaştığımızı düşünerek Ölüm Orucu direnişime burada son veriyorum.”

Basın toplantısının son konuşmasını tekrar söz alan Av. Taylan Tanay yaptı ve şunları söyledi; “Bir hafta içerisinde Malatya Cumhuriyet baş Savcılığına başvurular yapılacak ve burada çocukları yakınları olan aileler DNA eşleşmeleri için kan ve doku örnekleri verecekler bu örnekler verildikten sonra İstanbul Adli Tıp Kurumunda bu eşleşmeler yapılacak ve cenazeler yakınlarına teslim edilecek. Yine savcılık bizim huzurumuzda hem bize, hem de Adli Tıp uzmanlarına teminat verdi. Bundan sonra o bölgede bizim tespit edeceğimiz herhangi bir alan (insan kalıntısının bulunduğu herhangi bir alan) kazım işlemleri yapılacak. Savcılar bizim, DKÖ ve ailelerin huzurunda Hüsnü Yıldız’a söz verdi. Bizler de bu sürecin takipçisi olacağız. Ve kazı yapılan yerde basına bazı şeyler yansıdı, küçük bazı siyasal gerginliklerin, bazı kasaba siyasetlerinin bugünkü tarihsel olayı gölgelememesi gerekiyor. Hüseyin Aygün sürecin başından itibaren bizim yanımızda oldu. Adalet Bakanıyla görüştüğümüz sürecin takipçisi oldu. Oradaki protestoyu anlamak ve adlandırmak mümkün değil. Yeri orası değildi. Ve sürece katkısı olan herkese teşekkür ediyoruz.”

Yapılan konuşmaların ardından Yaşasın Direniş Yaşasın Zafer sloganları atıldı. Atılan sloganların ardından hep birlikte halaylar çekildi.