Her şey bizim denetimimiz dahilinde oluyordu. Ali’nin yoldaşları kendi
elleriyle toprağı kazıp, kendi elleriyle kemikleri topladılar... Çıkan
15 mezardan benim kardeşim çıkmamış olsa bile onların hepsi benim
kardeşimdir, onları kardeşim olarak kabul ediyorum. (Hüsnü Yıldız)
Dersim Çemişgezek’teki toplu mezarlarda olan kardeşinin cenazesini almak
için 10 Haziran tarihinde süresiz açlık grevine başlamıştı. Süresiz
açlık grevinin 45. Gününden itibaren eylemini Ölüm Orucuna dönüştüren
Hüsnü Yıldız, direnişinin 62. gününde Malatya Özel Yetkili Savcısı
avukatı Taylan Tanay’ı arayarak 12 Ağustos Cuma günü için mezarların
açılımı için kazı çalışmalarının başlayacağını söylemişti. Ve 12 Ağustos
tarihinde Çemişgezek’de bulunan toplu mezarların açılımı için kazı
çalışmaları başladı. Cuma ve cumartesi günü süren kazı çalışmaları
sonucu toplam 15 tane cenazeye ulaşıldı. Alınan cenazeler İstanbul Adli
Tıpa gönderildi.
14 Ağustos Pazar günü saat 11.00’da Direniş çadırı önünde bir basın
toplantısı düzenlendi. Yapılan basın toplantısına ÇHD İstanbul Şube
başkanı Av. Taylan Tanay, ÇHD Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı, TAYAD
Başkanı Av. Behiç Aşçı, Adli Tıp ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ümit
Biçer ve ölüm orucu direnişçisi Hüsnü Yıldız konuşmacılar olarak
katıldılar.
İlk başta söz alan Av. Taylan Tanay şunlara değindi; “Yaklaşık üç ay
önce başlattığımız süreci bu gün mutlu bir sonla sonuçlandırıyoruz. 10
Ağustos tarihinde Malatya Savlığı verdiği karar ile 12 - 13 Ağustos
tarihinde Dersim Çemişgezek’te kazılar yapıldı. Birçok açıdan Türkiye’de
bir ilki ifade ediyor. Tarihsel bir olay. Şu anda İHD tarından tespit
edilen yüzü aşkın toplu mezar ve bu mezarlarda yatan iki bini aşkın
insan var. Daha önce Mutki’de toplu mezar açma girişimleri oldu. Ve
hekimlerin hukukçuların İHD derneklerinin eleştirilerine konu oldu.
Hiçbir ahlaki ve vicdani değeri taşımayan, aynı zamanda da adli
soruşturmanın gereklilerini ihlal eden bir şekle sahipti. Dersim
Çemişgezek’te yapılan kazılar bu açıdan tarihsel bir öneme sahip. Kazı
toplam iki gün sürdü. İki cumhuriyet savcısı katıldı. Bilirkişi hekim
adli tıp uzmanı birliği TTB uzmanı, üç olay yeri uzmanı, dört adli tıp
hekimi çalıştı. İHD örgütleri izlediler. İnsan hakları komisyon üyesi
katıldı. Oldukça önemli tarihsel bir süreçti. Aynı zamanda bir
başlangıçtı. Bu hikâyenin zaferle bitmesi de çok önemli. Üç aylık bu
süreçte hukuksal olarak çaresiz kaldığımızı açıkça belirtebilirim.
Malatya Özel Yetkili Başsavcılığı başta olmak üzere Tunceli Cumhuriyet
Başsavcılığı ile yapılan başvurular tamamen ret edildi. Verilen kararlar
Diyarbakır özel yetkili ağır ceza mahkemesi tarafından onaylandı. AHİM
başvurular yapıldı. Ve sonuç alınamadı. Şunu açıkça söyleyebilirim ki bu
bir hukuk başarısı değildir. Bu iyi dilekçe yazmak, iyi müzakere yapma
başarısı değildir, bu bir avukat başarısı değildir. Tabi bu sürece
katılan insanlar sadece bu basın açıklamasında bulunan insanlardan
oluşmuyor. Başta Hüsnü Yıldız olmak üzere toplumsal, siyasal ve sendikal
muhalefetin ortak başarısı olarak değerlendirmek gerekir. 66 günlük
direniş bunu kazandırmıştır. Toplu mezarların açılması sadece bir
hukuksal mücadele değil, siyasal bir mücadeledir. Bunun
kazanılabileceğini Hüsnü Yıldız bize öğretmiştir. Umarın bundan sonra
tüm toplu mezarlar açılır.”
Av. Taylan Tanay’dan sonra söz alan TAYAD başkanı Av. Behiç Aşçı da
şunları söyledi; “Toplu mezarlar bu ülkenin öncelikli sorunlardan bir
tanesi. Seçimlerden önce ‘toplu mezarları açtıracağız, cenazeleri o
kuyulardan kurtaracağız’ şovları yapılmıştı. Çemişgezek’teki yapılan
kazılar sırasında bunların ne kadar hayati bir mesele olduğunu tekrardan
gördük. Bu alanda neredeyse her kazmanın vurulduğu yerde bir cenaze
çıkıyor. Toplu mezarlar bu ülkenin bir sorunu ve bu sorunu da ancak biz
çözebiliriz. Bence bu sürecin bizim açımızdan en önemli olan noktası da
bu. Bize öğrettiği ilk ve temel gerçek bu. Halkı katledenler işkenceler
yapanlar, katliamlar yapanlar bu sorunu çözmeyecek. Bu da çok açık
olarak ortaya çıktı. AKP iktidarı seçimlerden önce ‘toplu mezarları
açıcağız’ şovları yaptı, seçimlerden sonra mezarları açmayı durdurdu ve
şimdide özel timleri göndermeyi planlıyor. Tekrar göreve çağırıyor.
Zaten toplu mezarları yaratan özel timlerdir. Ve bunu yapan bir partinin
toplu mezarları çözeceğini düşünmek mantıklı değil. Mezarlarımızı biz
açtırdık bunu da çok rahat ve gururla söyleyebilirim. Direniş
kazanmıştır. Hüsnü abi ve bizler mezarları açtıracağımızı söyledik ve
tek bir kemiği bile o kuyulardan alacağımızı dile getirdik. Ve bunu çok
rahat söyleyebilirim ki dediğimizi yaptık. Belki bunun bir bedeli oldu.
Belki bunun bedeli ortaya konulan bir yaşam bir hayat oldu. 66 gün süren
bir Ölüm Orucu direnişi oldu. Ama sonucunu da kazandık. Aynı zamanda
mezarın açılış yöntemi de bir örnek oluşturmaktadır. Mezarımız kepçe ve
dozerle değil uzmanların denetim ve gözetimi altında açılmıştır. Bize bu
süreçte öğretilende kimsenin bize hakkımızın vermeyeceğini bizim
hakkımızı bedel ödeyerek ve örgütlenerek alacağız.”
Aşçıdan sonra söz alan Av. Selçuk Kozağaçlı da; “Dün ve ondan önceki gün
bir araya gelme olayı vardı. ÇHD’nin İzmir, İstanbul ve Ankara şubeleri
de başından sonuna kadar süreci denetledi. Diyarbakır Baro başkanları
katıldı, iki milletvekilimiz hazır bulundular. Birçok kurum temsilcisi,
KESK üyeleri ve birçok sendikadan temsilciler buradaydılar ve gerçek bir
dayanışma süreç boyunca gösterildi. Toplu mezar demek bir ağız
alışkanlığı ama birçok anlamda dün kazdığız yerler toplu mezarlar
değildi. Bir kere teorik olarak altında ölüler yoktu. Kaybedilmiş, faili
meçhule kurban edilmiş toplu mezarlara gömülmüş insanlar nüfus
kayıtlarına göre sağdır. Onlar aslında dün öldüler. Onları gizlice
gömüldükleri yerden çıkarttık ve kimliklerini tespit etmek için en
önemli adımı attık. Hepsinin nüfus kayıtlarına bir yazı yazılacak ve
öldükleri tespit edilmiş olacak. Toplu mezarlarda yatan binlerce insan
hala nüfus kayıtlarında sağ gözüküyorlar. Çünkü isimleri tespit
edilmedi, ailelerine haber verilmedi onlar resmi olarak aramızda
yaşıyorlar. Bu bir borçtur. Katledildikten sonra bizden uzakta,
ailelerinden uzakta, sevdiklerinden uzakta gözlerden uzakta çukurlara
atılıp üzerleri örtülmüş bu insanların öldüklerini öldürüldüklerini,
katledişlerini gösterebilmenin yolu ilk önce ölülerine ulaşmaktır.
Bundan sonraki mücadelemiz diğer bütün toplu mezarların aynı
hassasiyetle açılması olacaktır. Bir kuşağın buna ömrü yetmeyebilir. O
kadar çok insan katlettiler ki, o kadar çok insan toplu mezarlara
gömüldü ki bir kuşağın ömrü yetmeyebilir. Bu mücadele geleneği
devredilerek devam etmelidir. Sahipsiz ailelerine ve yakınlarına teslim
edilmemiş tek bir ölü kalmayıncaya kadar bu kavga sürecektir. Bizler
açıkça son bir ölü çıkartılıncaya kadar mücadelemizi devam
ettireceğimizi ilan ediyoruz.”
Kozağaçlı’dan sonra sözü Adli Tıp Ana Bilim Dalı Uzmanı Prof. Dr. Ümit
Biçer aldı. Biçer konuşmasında; “Bizler TTB, Adli Tıp Uzmanı Derneği,
birlikte çalıştığımız insan hakları derneği ile birlikte Türkiye
açısından çok önemli bir sorun olan toplu mezarlar konusunda devletin
bir adım atması gerektiğini defalarca belirttik. Hüsnü Yıldız kendi
sorunu olmadığını ve Türkiye’de bulunan bütün toplu mezarların açılması
için bir örnektir. Bizler hekimler olarak bu sürecin takipçisi olacağız.
Ve gerçek iyileştirir.” dedi.
Son olarak sözü alan Ölüm Orucu direnişçisi Hüsnü Yıldız ise şunları
söyledi; “Yaklaşık altı ay önce kardeşimin Dersim Çemişgezek’te toplu
mezarda olduğunu basından öğrendim. 17 PKK ve 2 DHKP/C gerillaların
olduğunu ve bunların arasında kardeşimin olduğunu öğrendim. Bundan sonra
hukuki bir süreç başlattım. Savcılıklara gereken başvuruları
avukatlarımız yaptılar. Aradan epey bir süre geçti hukuki olarak hiçbir
sonuç alamadık. 14 yıl boyunca insani olarak kendi çocuğunu arayan bir
anne vardı, kendi kardeşini arayan ablaları vardı, ailesi vardı. Haber
alamıyorduk ve 14 yıl sonra kardeşimizin toplu mezarda olduğunu öğrendik
ve biz bunu talep ediyoruz. En insani, haklı ve meşru olan bir süreç
başlattık. Fakat bu süreç devlet katında bir karşılık görmedi. Ve ben de
kardeşimi gerçekten seviyorsam onu oradan bir şekilde almam gerekiyordu.
10 Haziran 2011 tarihinde süresiz açlık grevine başladım. Ve Dersim
meydanında çadırımı kurdum. Başta TAYAD’lı Aileler olmak üzere Dersim
halkı bana sonuna kadar destek oldu. Yurtiçi ve yurtdışından destek
telefon ve mektupları aldım, bunlar bana çok büyük bir moral kaynağı
oldular. Açlık grevimin 45. gününden sonra eylemimi Ölüm Orucuna
dönüştürdüm. Ben kendi kardeşimin ölüsünü, kemiklerini alabilmek için
kendi bedenimi ölüme, açlığa yatırdım. Toplu mezarların açılması
sırasında avukatlarımızın yapma dediği yapılmıyor, adli tıp uzmanın
dokunma dediğine dokunulmuyordu. Her şey bizim denetimimiz dahilinde
oluyordu. Ali’nin yoldaşları kendi elleriyle toprağı kazıp, kendi
elleriyle kemikleri topladılar. Ve toplu mezarların usulüne göre açılışı
konusunda başarılı olduğumuzu düşünüyorum, tekrardan bize destek veren
herkese sonsuz kez teşekkür ediyorum. Çıkan 15 mezardan benim kardeşim
çıkmamış olsa bile onların hepsi benim kardeşimdir, onları kardeşim
olarak kabul ediyorum. Sürecin takipçisi olacağıma dair söz veriyorum ve
amacımıza ulaştığımızı düşünerek Ölüm Orucu direnişime burada son
veriyorum.”
Basın toplantısının son konuşmasını tekrar söz alan Av. Taylan Tanay
yaptı ve şunları söyledi; “Bir hafta içerisinde Malatya Cumhuriyet baş
Savcılığına başvurular yapılacak ve burada çocukları yakınları olan
aileler DNA eşleşmeleri için kan ve doku örnekleri verecekler bu
örnekler verildikten sonra İstanbul Adli Tıp Kurumunda bu eşleşmeler
yapılacak ve cenazeler yakınlarına teslim edilecek. Yine savcılık bizim
huzurumuzda hem bize, hem de Adli Tıp uzmanlarına teminat verdi. Bundan
sonra o bölgede bizim tespit edeceğimiz herhangi bir alan (insan
kalıntısının bulunduğu herhangi bir alan) kazım işlemleri yapılacak.
Savcılar bizim, DKÖ ve ailelerin huzurunda Hüsnü Yıldız’a söz verdi.
Bizler de bu sürecin takipçisi olacağız. Ve kazı yapılan yerde basına
bazı şeyler yansıdı, küçük bazı siyasal gerginliklerin, bazı kasaba
siyasetlerinin bugünkü tarihsel olayı gölgelememesi gerekiyor. Hüseyin
Aygün sürecin başından itibaren bizim yanımızda oldu. Adalet Bakanıyla
görüştüğümüz sürecin takipçisi oldu. Oradaki protestoyu anlamak ve
adlandırmak mümkün değil. Yeri orası değildi. Ve sürece katkısı olan
herkese teşekkür ediyoruz.”
Yapılan konuşmaların ardından Yaşasın Direniş Yaşasın
Zafer sloganları atıldı. Atılan sloganların ardından hep birlikte
halaylar çekildi.